Nilüfer Kent Konseyi‘nde gerçekleşen basın açıklamasını grup adına Emre Karagöz okudu. Karagöz konuşmasında, ‘Açlık sınırında yaşayan birçok insan varken diğer taraftan birçok insan da aşırı ve gereksiz tüketim çılgınlığının pençesinde yaşıyor. Bu küresel adaletsizlik ortamı en büyük darbeyi ekolojiye vuruyor. Suya ulaşımı kısıtlanan insanların bölgelerindeki sular gasp edilerek dünyanın öbür ucuna şişelenerek satılıyor.

Endüstriyel tarım ile üretilen genetiği değiştirilmiş gıdalar tüm insanlığın sağlığını tehdit ediyor’ diyerek, yılmadan, usanmadan barışın ve adaletin hüküm süreceği ekolojik bir dünya için mücadeleye devam edeceklerini belirtti.

Açıklamaya destek veren çevreciler de Bursa’da doğanın ve zeytinliklerin talanına izin vermeyeceklerini yinelediler.

AÇIKLAMANIN TAM METNİ ŞÖYLE:

DOĞAMIZA, ZEYTİNLERİMİZE DOKUNAMAZSINIZ!

Maalesef bugün dünyada egemen ülkeler büyüme oranları ile yarışıyorlar. Oysaki dünyamız daha fazla üretim ve daha fazla tüketimi kaldırabilecek durumda değil. Kar hırsı ile kör olmuş akıllar geleceğimizi değil yarınımızı da yok ediyorlar. Dünya genelinde ki ekolojik sorun artık çok daha gözle görülür halde.

Dünya sağlık örgütünün verilerine göre her geçen gün daha da sağlıksızlaştığımız ortada. Hal böyle olunca bizlere yaşam alanlarımızı savunmaktan başka çare kalmıyor. Bizler biliyoruz ki nerede bir hak ihlali nerede bir çevre sorunu varsa orada mücadele de vardır. İşte bizler de her zaman ekoloji mücadelelerinin destekçisi ve yürütücüsü olmaya devam edeceğiz.

Dünyamıza baktığımızda ciddi bir eşitsizlik ile karşı karşıya kalıyoruz. Açlık sınırında yaşayan birçok insan varken diğer taraftan birçok insan da aşırı ve gereksiz tüketim çılgınlığının pençesinde yaşıyor. Bu küresel adaletsizlik ortamı en büyük darbeyi ekolojiye vuruyor. Suya ulaşımı kısıtlanan insanların bölgelerindeki sular gasp edilerek dünyanın öbür ucuna şişelenerek satılıyor.

Endüstriyel tarım ile üretilen genetiği değiştirilmiş gıdalar tüm insanlığın sağlığını tehdit ediyor. Ülkemizde kimyasal tarım ilaçlarının hoyratça kullanılması ve GDO’lu yemin serbest hale gelmesi ile insanlık için en temel gıdalar birer tehdit haline geldi. İşte bu yüzden bugün tarımda tekrar geleneksel, sürdürülebilir yöntemlere geri dönmeliyiz.

Dönüp yaşadığımız yere; Bursa’ya baktığımızda ise durum hiç iç açıcı bir halde değil. Her geçen gün havamızın kirlendiğini verilerle görüyoruz. Buna karşın her geçen gün doğayı katletmekten de geri kalmıyoruz. Maden ocakları, taş ocakları, çimento fabrikaları ormanlarımızı yok ederek doğayı, hayvanları, insanları tehdit ediyor.

Daha fazla kar hırsı ile her geçen gün maden ocaklarının kapasite artış talepleri ile karşı karşıya kalıyoruz. Fakat bizler yaşam alanlarımızın yok olmasına hiçbir zaman göz yummayacağız. Nerede bir çevre kıyımı varsa karşısında mücadelesini de yeşerteceğiz.

Geçen hafta Kuruçeşme Mahallesindeydik. Kayapa-Kuruçeşme katı atık yakma ve depolama tesisinin ÇED onay süreci için halkı bilgilendirme toplantısı yapmak istediler. Bölgede yaşayan insanlar, projenin bütün bölgeyi etkileyecek bir felaket projesi olduğunu bildiklerini hep bir ağızdan bakanlık ve şirket yetkililerine söylediler.

Zaten bu çöplük projesi hiçbir yerel dinamiğin görüşü alınmadan adeta yangından mal kaçırırcasına, gizli-saklı yapılan plan değişiklikleri ile gün yüzüne çıkmıştı. Geleceğimizi kimseye yaktırmayacağız. Tüm Bursa’nın geleceğini etkileyecek bu projeyi bilim insanlarından uzak, yöre insana rağmen yapamayacaksınız.

Son günlerde ülkemizde önemli bir konuda yasa tasarısı tartışılıyor. Madencilerin, termik santralcilerin, rantçıların önlerinde engel olarak gördüğü ve yıllardır değiştirmeye çalıştıkları Zeytin Yasasını, ‘üretim reform tasarısı’ adı altında değiştirmeye ve yağmanın önünü açmaya çalışıyorlar. Meclis komisyonunda kabul edilen üretim reform tasarısının yasallaşması durumunda zeytin alanları maden ocaklarına, sanayi tesislerine dönüşecek.

Mevcut yasada zeytinlikler net ifadeler ile korunurken tasarı ile getirilen kamu yararı ibaresi ile istisnai durumlar yaratılarak talanın önünü açılacak. Valilik bünyesinde oluşacak kurulun karar vereceği bu kamu yararı durumundan çıkacak sonuçları şimdiden tahmin etmek hiç de zor değil. Bu zamana kadar yaşadığımız bütün deneyimler kamu yararı ibaresinin sonucunda doğa talanını işaret etmektedir. Geçtiğimiz yıl Kolin şirketi yaklaşık 7 bin zeytin ağacını Yırca’da nasıl yerle bir ettiyse, yasa çıkarsa milyonlarca zeytin ağacı da öyle yok olacak.

Tasarı ile Mera Kanunu 14üncü maddesi de değiştirilerek organize sanayi alanları için mera alanlarının vasıfları değiştirilecek ve artık yasal olarak mera alanları korunamayacaktır.

Bizler her alanda baskı kurmaya çalışan, ben yaptım oldu diyen iktidar algısını reddediyoruz. Bunun karşısında barışın ve adaletin hüküm süreceği ekolojik bir dünya için mücadeleye devam edeceğiz.